ASYA GAZETESİ HATAY ANTAKYA SAMANDAĞ İSKENDERUN 0326 223 72 10 www.asyagazetesi.com

ASYA GAZETESİ HATAY ANTAKYA
Ana Sayfa
Giriş Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
İletişim

  Dünya

  Ekonomi

  Künye

  Siyaset

  Spor

  Yerel


ASYA GAZETESİ BİRİNCİ SAYFASINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...
ASYA GAZETESİ' NE REKLAM VERMEK İÇİN TIKLAYINIZ...TEL: 0326 223 72 10
ASYA GAZETESİ' NE REKLAM VERMEK İÇİN TIKLAYINIZ...TEL: 0326 223 72 10
KATLİAM YAPAN HERKESE LANET OLSUN!..

Son Dakika 19 Mayıs Kutlu Olsun...   |   Amaçlarına Ulaşamayacaklar...   |   Yaşama Sevinçlerimizi Arttırıyorlar...   |   Dörtyol'da Çatışma, 3 Subayımız Şehit..   |   Aydınlık Geleceğe Bir Tuğla Daha...   |  

Yeni Sayfa 1

Meryem Kerimoğlu
Misafir Yazarlar
Ali Çiçekli
Fatma Çetin Kabadayı
Tamer Kerimoğlu

Untitled Document
Yeni Sayfa 1

19 Mayıs Kutlu O...
Amaçlarına Ulaşa...
Yaşama Sevinçler...
Dörtyol'da Çatış...
Aydınlık Geleceğ...
Çadırkentlerde T...
Sözleşme Komedis...
Belde Belediyele...
Hatay Yerel Seçi...
CHP'de Çözülme m...
Beyazıt Bestami ...
Tutuklamalar Son...
Stratejik Plan M...
Mültecilere devl...
Kart aidatına va...
İyi Günde, Kötü ...
Karanlığa Meydan...
Bitkisel Ürünler...
Gecikmiş Kamu Hi...
Grup Yorum Antak...
Biz Birlikte Ant...
Kutsal Emanetler...
Hataylı Mucitler...
Gruplar Belli Ol...
Anneler Günü Kut...
Grup Yorum Melod...
Daha Başarılı Ol...
Fatih Projesi Ta...
Gözaltılarla Güç...
ATSO'da Toplantı...
Ekonomik Dengele...
İtibar Etmeyin.....
Mesai Saatleri Y...
Yükselen Bir Bil...
Şefkatle Yaklaşm...
Gergin Bekleyiş....
İşsizliğin Çözüm...
Başkentte Hatay ...
"Toprak Altımızd...
“SGK Haftası” Do...
Eğitim Güçlü ise...
ÇTV Son Ödeme Gü...
Lekesiz, Şelalel...
Vakıflar İnsanla...
Geziyle Stres At...
Ceza Evinde Tiya...
İlk On İçerisnde...
Tek Yumruk Olmal...
Çanakkale Fatihi...
Evdeki Hesap Çar...
Süt Skandalı Büy...
Geleceğe Işık Tu...
Teknoloji Fakült...
Hatay'ın Durumu ...
Fersah Fersah Yo...
Devir Teslim İçi...
Mimar Sinan'ı An...
Taraftarlar Çana...
Yüzücüler Hatay ...
Ayakkabıcılıktan...

Untitled web-page

Öğretmenim...

Dün gibi aklımda, dizildiğim ilk sıra, bulunduğum ilk istiklal marşı töreni, annemin tanımadığım birine beni teslim edişi, bilmediğim yerde bırakıp gidişi ve ardından döktüğüm gözyaşları... Annem uzunca bir zaman yanımda oturduktan sonra gitmesi gerektiğini söyleyip beni öğretmenime emanet etmişti. Her şey yabancıydı! Sınıfım, öğretmenim, arkadaşlarım, sıralar, masalar, tahta… Tanıdık olan tek şey babamın 80 darbesi sonrası evimizin başköşesine asmış olduğu sarı saçları mavi gözleri ile gülümseyen Atatürk resmiydi. Öğretmenimin konuştuğu dil bile yabancıydı benim için.

İşi zordu öğretmenimin. Şehir merkezinden hiç uzak olmayan bir mahallede 3 sınıflı bir okulda görevini yapmaya çalışan genç bir öğretmen. Bize okuma yazma öğretmeğe çalışırken aynı salonun diğer köşesinde 4. sınıflarla da ilgileniyordu. Biz 1. sınıflar 38 kişiydik. Diğer sınıfı bilmiyorum. Şu an hatırladığım büyük bir gürültü. İşi zordu öğretmenimin çünkü aynı dili konuşmadığı, okuma yazma öğretirken ‘Türkçe’ yi de öğretmesi gereken 38 öğrencisi vardı.

Hiç unutmam kabakulak olmuştum, öğretmenim okula gelme dinlen demiş. Tabii ben anlamamışım ertesi gün okula gitmişim. Yine demiş, yine gitmişim. Ne dediğini anlamıyorum ya sonunda çareyi evimize gelmekte bulmuş. Annem hastalığım çocuklara bulaşmasın diye bir süre okula göndermemiş. Türkçe konuşmayı, okuma, yazmayı ne zaman, nasıl öğrendim hatırlamıyorum. Öğretmenim 38 öğrenciye aynı dili konuşmadan okuma yazmayı nasıl öğretebildi bilmiyorum. Bir bildiğim var ki her hatırladığımda gülümsettiğinden çok sızlatır içimi.

Odunumuzun, sobamızın olmadığı soğuk kış günleri, titreyen ellerimiz kalemi tutamaz hale geldiğinde, öğretmenimiz bizi ayağa kaldırır yerimizde zıplatır ellerimizi birbirine sürtmemizi ister “hadi daha hızlı daha hızlı ateş çıkacak” der, bizi ısıtır eğlendirirdi.  Oysaki komşumuzun kızı bizden pekte uzak olmayan şehir okulunda okuyor, orada kaloriferlerin sürekli yandığını okulun evden de sıcak olduğunu anlatıyordu. Biz ise kışın o dondurucu soğuklarında odunumuzu tane tane taşıyor, odunsuz gittiğimizde eve geri gönderiliyorduk. Sobamızı da kendimiz yakmaya çalışıyorduk. Yakamadığımızda da iş öğretmene düşerdi. Dedim ya işi zordu öğretmenimin.

Güllerle donatmak istediği duvarsız, kapısız bir bahçesi vardı okulun. Gül fideleri getirip beden eğitimi dersinde bizimle birlikte dikerdi. Bir zaman sonra rengârenk gülleri olan bir bahçemiz oldu. Öğretmenimiz zoru hep başarıyordu… Şimdi geriye dönüp baktığımda öğretmenlik böyle olmalı diyorum… Öğretmenim belki benimle hiç gurur duymadı ama ben öğretmenimle hep gurur duydum. Öğretmenimin işi zordu ve tüm bu zorluklara rağmen, O; mesleğini seviyordu. Bu mesleğe gönlünü vermiş diğer tüm öğretmenler gibi kutsal bir emaneti taşıyordu.

Aradan tam 30 yıl geçti. Bu koca otuz yıla rağmen zorlu eğitim koşullarının bazı okullarımızda tüm sefaletiyle devam etiğini bilmek, hatta görmek çok acı… Okullarımızdan yükselen öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin yardım çığlıklarını bir tek veliler duyuyor sanki. Her yerde her şeyde eğitime katkı payı adı altında toplanan paraların okullara neden aktarılmadığı soruluyor. Bir yanda teknoloji ile donatılan okullarımız, diğer yanda okulu olmayan (ya da okul demeye şahit ister türden okulu olan) çocuklarımız var.

Hemen yanı başımızda bir köyde Karaçay’da köylüler devlet yetkililerinin izni ile 2 yıl önce eski okulu yıkıp topladıkları paralarla okullarının kaba inşaatını tamamlamışlar. Yazılı ya da sözlü hiç bilmiyorum ama köylü Devletle bir anlaşma yapmış. “Kaba inşaatı bizden gerisi devletten” diye… İki yıldır okulun kaba inşaatını tamamlayan köy halkı; bu hususta başvurmadık yer bırakmamış. Karaçay’ ın okul talebi hala cevapsız.

Hatay’ın en büyük köyü konumunda ve şehre 5-6 dk mesafedeki Karaçay Köyü’ nde çocuklar 2 yıldır servislerle komşu köy okullarına gönderiliyor. Öğretmenler çaresiz, veliler umutsuz. Dokunsanız bin ah işitiyorsunuz… “Devlet büyüklerimiz söz vermişti… İnancımızı yok etmesinler lütfen”… “Kaymakam bey bizzat buraya gelip okulun en kısa sürede tamamlanacağını söylemişti”… Diye haykırıyor köy sakinleri…

Çocuklarımızın uygun sıralarda eğitim hakkı olduğuna inanıyorum. Kendilerinden kat kat büyük sıralarda yazı yazmaya çalışan, sıraya boyu yetemeyen bu nedenle tahtayı göremeyen köy çocukları, her insan evladının kalbini burkacak türden. Peki ya 21. yüzyılda hemen yanı başımızda Antakya’ ya bağlı Karaçay’ da çocukların, çocuklarımızın okullarına her gün evden odun taşıdıklarını birileri söylese inanır mısınız? Ben de inanmadım önce(ya da inanmak istemedim)… Ama lütfen inanmayanlar gitsin yerinde görsün…

Kanayan bir yara daha, birçok okulumuzda Milli Eğitim Bakanlığı’ nın gönderdiği bilgisayarların oda ve masa yetersizliğinden kurulamadığını tüm bu bilgisayarların atıl konumda olduğunu görmek bana çok acı veriyor… Kuşkusuz bu verdiğim örnekler tek değil. Teknoloji çağında hala barınılamayan, kullanılmaz halde olup ta eğitim aksamasın diye ders görülen okullarımız var. Ama lütfen artık buna dur diyen birileri çıksın. Tahtası, sırası, sandalyesi, dolabı olmayan okul istemiyoruz.

İşte canım öğretmenim; bu acı tablo içerisinde öğretmenler gününü kutluyorum… Bu yazıya başlarken ne hayaller, ne güzellikler yazacağım, ilkokul öğretmenim Seyfettin Çekiç’ in kulaklarını çınlatacağım demiştim. Ama üzgünüm öyle olmadı. Seninle biraz dertleştik öğretmenim. Galiba biraz da ağlaştık… Sevgi ve saygıyla İlkokul öğretmenim Seyfettin Çekiç nezdinde tüm öğretmenlerimizin “ÖĞRETMENLER GÜNÜ” nü kutluyorum. Tüm Öğretmenlerimize daha müreffeh, bu kutsal mesleklerini kendilerine yakışan bir şekilde icra edebilecekleri bir Türkiye diliyorum.   




Meryem Kerimoğlu
2011-11-23 16:01:35










Untitled web-page Yazarın Diğer Makaleleri
Öğretmenim... - 2011-11-23 16:01:35
Yazıya İhanet... - 2011-11-23 15:58:37
Yeni Sayfa 1

Asya Gazetesi
DÜRÜSTLERİN HABERCİSİ Taraf Olana Karşı Taraf Gazete Hatay'ın Güçlü Kalemi-- Hatay Antakya Samandağ İskenderun Gazetesi Gazeteleri
http://www.asyagazetesi.com
asyagazetesi@gmail.com